3D Baskı İle Üretilmiş Mikroplar Metan Gazını Azaltacak

Metan gazı karbondioksit gazının ardından çevreye en çok zarar veren ikinci gaz olarak biliniyor. Bu gaz çeşitli kaynaklarda ortaya çıkıyor ve en çok yayılan alanlar tarım, depolama alanları, petrol ve kömür madenleri ve sulak alanlar gibi yerler. Bu gaz çevreyi etkilemesinden dolayı dikkatle inceleniyor ve bilim adamları atmosfere yüksek miktarda salınımı gerçekleşen bu gazın etkilerini hafifletmek için çalışıyor.

Bu araştırmaların cevabı metanotrof adı verlen mikroplarda olabilir. Bu organizmaların metan gazını organik bileşikler haline getimesi, Montana State Universitesi (MSU), South Dakota School of Mines and Technology (SDSMT) ve Oklahoma Universitesi (OU)’nden araştırmacıların oluşturduğu bir ekibin dikkatini çekmiş. Ekip, projesi için şu ana kadar Ulusal Bilim Vakfı’ndan 1.8 milyon $ yardım aldı. Ekibin hedefi derin ve yüksek ortamlarda metan gazının çevreye olan etkilerini hafifletmek. Bu projeye verilen isim ise kısaca BuG ReMeDEE.

Araştırmacılar Yellowstone Milli Parkı’ndaki termal özellikler hakkında ve Güney Dakota’daki altın madenlerinde incelemelerde bulunacak.

Projenin baş araştırmacısı ve MSU Kimya ve Biyoloji Mühendisliği Bölümü’nde profesör olan Robin Gerlach bu konuda ”Şu anda metan gazını dönüştürme işlemini yapan organizmalar tam olarak anlaşılmış değil” dedi.

Geçtiğimiz günlerde MSU bilim insanları, Yellowstone’un kaplıcalarından gelen buhardaki metan miktarını ölçerken, SDSMT araştırmacıları da şu an ismi Sanford Underground Research Facility olan eski bir altın madeninde metanotroflar buldu.

MSU Termal Biyoloji Enstitüsü Direktörü ve araştırma ekibinin bir üyesi olan Brent Peyton yaptığı açıklamada ”Zor bir şekilde keşfettiğimiz Yellowstone mikrobik yetenekler olarak çok büyük bir depo. Burada gerçekten keşfedilmesi kolay olmayan mikropları bulmaya çalışıyoruz” dedi.

MSU araştırmacıları bu mikropların metabolizmalarını açıklayacak modeller üzerine çalışıyor. Bu modellerde metanotrofların organik bileşenlerini dizayn etmek ve yapılandırmak üzerine çalışılacak. Araştırmaların sonucunda da hedef, plastik ve bioyakıtların üretiminde bu mikropların yer alması. Üretilmek istenen organik bileşiklerin ortaya çıkmalarını sağlayacak yöntemlerden birinin 3D baskı teknolojisi olabileceğine inanılıyor. Kimyasal ve Biyolojik Mühendislik Yardımcı Profesörü Connie Chang, maikroakışkan teknolojisini kullanarak gerçekleştireceği mikroskopik sıvı damlatma yöntemi ile, metanotrofların manipüle edilebileceğini söyledi. Kimya ve Biyoloji Mühendisliği’nde diğer bir Yardımcı Profesörü olan Jim Wilking, bu metanotrof yüklü damlaları su bazlı jellerden cisimleri bastırmak için kullandığı 3D yazıcılar için ham madde olarak kullanmayı düşünüyor.

Ekip, metanotrofları belirli konfigürasyonlarda basarak metanı farklı materyallere dönüştürebilecek organik bileşikler ortaya çıkarmayı umuyor.

Chang bu konuda ”Bu işbirliği konusunda çok heyecanlıyım. Hepimizin başka konularda geçmişleri ve teknikleri var” dedi.

Bu metanotrofları 3D baskı ile bio organizmalara dönüştürmek sadece çevreye yardımcı olmakla kalmayacak, aynı zamanda daha farklı alanlarda yararlı uygulamalar yaratılmasını da sağlayacak.